sync
BIST 10010,245.40trending_up+1.25%
Dolar / TL32.2440trending_down-0.12%
Euro / TL34.9810trending_up+0.05%
Altın (Ons)$2,342.50trending_down-0.38%
Bitcoin$68,420.00trending_up+3.15%
Brent Petrol$81.45trending_up+0.85%
BIST 10010,245.40trending_up+1.25%
Dolar / TL32.2440trending_down-0.12%
Euro / TL34.9810trending_up+0.05%
Altın (Ons)$2,342.50trending_down-0.38%
Bitcoin$68,420.00trending_up+3.15%
Brent Petrol$81.45trending_up+0.85%
BIST 10010,245.40trending_up+1.25%
Dolar / TL32.2440trending_down-0.12%
Euro / TL34.9810trending_up+0.05%
Altın (Ons)$2,342.50trending_down-0.38%
Bitcoin$68,420.00trending_up+3.15%
Brent Petrol$81.45trending_up+0.85%
Kültür Sanat

Sokaklardan Dijitale: Kitlelerin Bulaşıcı Öfkesi Nasıl Kontrolden Çıkıyor?

Kitlelerde öfkenin nasıl yayıldığını, 2000 yılındaki Londra protestolarından Paris Komünü'ne ve dijital dünyaya uzanan bilimsel ve tarihsel perspektiflerle inceledik.

Sokaklardan Dijitale: Kitlelerin Bulaşıcı Öfkesi Nasıl Kontrolden Çıkıyor?
copyrightentazehaber.com

Kişilerin tek başınayken genelde kaçındığı öfke duygusunun, bir kalabalık içinde nasıl başkalarına hızla sirayet ettiğini anlamak, toplum dinamikleri açısından büyük önem taşıyor. Özellikle toplu olaylarda olumsuz duyguların bir grubu nasıl harekete geçirdiğini, yazar Ed Coper Londra sokaklarında bizzat deneyimledi. Bu durum, insan davranışlarının grup içindeki dönüşümünü gözler önüne seriyor.

Küreselleşme Karşıtı Gösterilerin Yükselişi

11 Eylül olayları ve sonrasında yaşanan savaşlardan önce, dünya çapındaki gösterilerin ana gündemi küreselleşmenin kendisiydi. Bu hareketliliğin zirve noktalarından biri, Kasım 1999'da Seattle'da Dünya Ticaret Örgütü toplantısını hedef alan ve 50.000 protestocunun katıldığı eylemlerdi. 'Seattle Muharebesi' olarak anılan bu olaylar, denetimsiz serbest piyasa ekonomisinin yarattığı eşitsizliklere yönelik rahatsızlığı ilk kez bu denli geniş kitlelerin dikkatine sundu. Bu gelişmelerin ardından, birkaç ay sonra Ed Coper kendini Londra'da gerçekleşen 'MayDay 2K' protestolarının tam ortasında buldu. Bu eylemler, neoliberalizme karşı düzenlenen bir sonraki büyük odak noktasıydı.

Coper, lise yıllarındaki protesto deneyimlerinin daha çok pasif direniş şeklinde olduğunu belirtiyor; örneğin, kurallara aykırı giyim tarzıyla otoriteye karşı çıkmak gibi. O dönemde hayat şartlarının iyi olduğunu ve büyük kurumlara karşı kolektif bir eyleme girişmesini gerektirecek kadar ciddi bir sıkıntısı olmadığını ifade ediyor.

Londra'da Whitehall'da Beklenmedik Değişim

Ancak bu durum, 2000 yılının Mayıs ayında Londra'da değişti. Coper'ı o gün Whitehall'a çeken şey, tutkulu bir inançtan ziyade sıradan bir merak duygusuydu. Göstericiler, 'direniş verimlidir' teması altında sokakları doğaya geri kazandırmayı amaçlıyordu. Big Ben'in karşısındaki çimenlik alanda neşeli hippiler otlar ve papatyalar dikerken, 'gerilla bahçıvanlar' yol üzerindeki çimleri söküp yeniden yerleştiriyorlardı. Kalabalık son derece büyüktü; dar Whitehall'dan Trafalgar Meydanı'na kadar uzanıyor, hatta Nelson Sütunu'ndaki aslanların üzerine tırmanan protestocular bile vardı.

Saat 14.00 civarında, tam teçhizatlı çevik kuvvet ekipleri Whitehall'ı hızla geçerek kalabalığı ikiye ayırdı ve her iki grubu da kuşattı. Ardından atlı polisler ortaya çıktı. Coper, o anı şu sözlerle aktarıyor: “Benim için hiçbir şey, üzerime doğru tam hızla koşan bir atlı polis sırasının yarattığı kadar canlı ve içgüdüsel bir anı değil – 700 kg ağırlığındaki atlar tepemizde yükseliyor, dörtnala koşan toynakların sesi asfalt yolda yankılanıyor ve protestocuların her yöne kaçışırken attığı çığlıklar.” Coper, tüm cesaretinin, şikayetlerinin ve ideolojisinin bir anda yok olduğunu, beyni harekete geçmeden önce amigdalasının çoktan bacaklarını kaçmaya yönelttiğini belirtiyor. 25 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, bu satırları yazmak için o olayları hatırladığında bile içindeki paniği hâlâ hissettiğini söylüyor. Bilimsel olarak, bu tepkinin nedenini şöyle açıklıyor: Beyninin en ilkel kısımları – mantık yerine içgüdüyle tepki veren bölümleri – devreye girdiğinde, amigdala acil durum sinyali göndererek adrenalin ve diğer hormonları salgılamasını sağladı. Bu sayede Coper, inanılmaz bir hızla güvenliğe doğru kaçtı. Hayatını kurtarmak için kaçarken bağlam ve sıralama sağlayan üst beynin devre dışı kalması, geriye yalnızca hissettiği duyusal anıları bıraktı.

Toplumsal Dönüşüm ve McDonald's'a Yönelik Tepki

Bu noktada, toplumsal olarak da kalabalığın yapısı değişti. Gruplar birlikte yoğun duygular yaşadığında, örneğin kolektif bir adrenalin salgılanmasıyla, olayların seyri de farklılaşıyor. İki taraftan da kuşatılmış ve çevik kuvvet tarafından sıkıştırılmış olan protestocular, gidecek yerleri kalmayınca öfkelendi. Bu öfke, bir kişiden diğerine bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldı. İlk hedef, küresel kapitalizmin sembollerinden biri olan bir McDonald's restoranı oldu. Yeniden öfkelenen protestocularla aynı alana sıkışmış olmanın talihsizliğini yaşadı. 'McRobin Hoodlar' olarak adlandırılan bir grup, içeriye zorla girerek hamburgerleri kalabalığa fırlattı.

Olaylar sırasında, tohum ekenler sprey boyacılara, veganlar vandallara ve Leninistler yağmacılara dönüştü. Ed Coper, kendi içinde de bir değişim hissettiğini belirtiyor. Aniden kendisinden bir şeyler alınmış, özgürlüğü, özerkliği ve güvenlik hissi elinden alınmış gibiydi. En önemlisi, köşeye sıkışmıştı; bu da doğanın hayvan içgüdülerini harekete geçirmek için kesin bir yolu olarak kabul ediliyor.

Böylece Coper da öfkelendi. Daha önce farkında bile olmadığı birçok şeye öfke duymaya başladı. Polise karşı öfkelendi. Artık pasif bir gözlemci olarak bulunduğu ortamın bir parçası değil, karşı olduğu bir grubun üyesi, yani 'dış grup'tu. Tezgahları haykırışlara dönüştü. Göz göze geldiği bir polise doğrudan bağırdı. Bunun üzerine polis copunu çıkardı ve Coper, devletin şiddet tekeli gücünün acı bir dersini aldı.

Kitle Psikolojisinin Tarihi Kökleri: Gustave Le Bon ve Paris Komünü

Coper bu hikayeyi gençlik deneyimlerinin tipik bir örneği olarak değil, grup ortamlarında insanların nasıl sıra dışı davranışlar sergilediğini açıklamak amacıyla anlatıyor. Gustave Le Bon, kalabalıkların kendi bireysel parçalarının toplamından daha büyük, tekil bir 'grup zihnine' sahip olduğu fikrini ortaya atan ilk düşünürdü. Le Bon, bu fenomeni 1871 Paris Komünü sırasında bizzat gözlemlemişti. Fransız ordusu ve Komünarlar, kanlı Paris sokaklarında aylarca birbirlerini acımasızca katletmişlerdi. Le Bon, Paris'in her kesiminden insanların kitle psikolojisi içinde nasıl kaybolduğunu yakından görmüştü: “Tek başına, o eğitimli bir birey olabilir; kalabalıkta ise bir barbar.”

Sokaklardan Dijitale: Kitlelerin Bulaşıcı Öfkesi Nasıl Kontrolden Çıkıyor?
copyrightentazehaber.com
Fotoğraf: Sokaklardan Dijitale: Kitlelerin Bulaşıcı Öfkesi Nasıl Kontrolden Çıkıyor?

Komünar Félicie Gimet, rehin aldıkları rahip Pierre Olivaint ile dostane bir ilişki geliştirmişti. Fransız ordusu teslim olan Parislileri yargılamadan infaz etmeye başlayınca, Gimet rahibin hücresine girmiş ve ona şaka yollu şöyle demişti: “Size şehitlik tacını sağladığıma göre, cennette bana bir yer ayıracağınızı düşünüyorum.” Rahip mutlu bir şekilde, “Yanılmayacaksınız,” diye yanıtladı.

Rehineler sokaklarda yürütülürken, başlarında Rahip Olivaint ile birlikte, toplanan kalabalığın öfkesi giderek arttı. O an Gimet'in içinde bir şeyler koptu ve “Acıma yok! Hepsi katil, din adamı ya da jandarma!” diye bağırdı. Silahını rahibe ateşleyerek fitili ateşledi. Kalabalık tüfek ve süngülerle saldırdı ve tüm din adamı rehineleri katletti. Gimet, Rahip Olivaint'in son nefesinde “Tanrım, onları affet, ben affettiğim gibi,” dediğini duydu.

Bir kadının bu kadar çabuk sevgi dolu, esprili bir sohbetten soğukkanlı bir cinayete dönüşebilmesi, Le Bon'un gözlemlediği kalabalıkların duygusal bulaşıcılık gücünü gösteriyor. Nitelikli bir doktor olan Le Bon, gördüklerini mikropların bir bireyden diğerine yayılmasına benzetmişti: “Duygular, hisler ve inançlar, kalabalıklar içinde mikroplarınki kadar yoğun bir bulaşıcılık gücüne sahiptir.” Ed Coper gibi, Gimet de gününe rahipleri katletme düşüncesiyle başlamamıştı. Coper, kendisinin bir din adamını doğrayacak kadar ikna edilebileceğini ima etmese de, Gimet'in o günkü eylemlerini – grup duygusunun gücü sayesinde – “çok değerli bir eylem” olarak gördüğünü belirtiyor.

Dijital Çağda Öfkenin Yayılımı

Bu durum, internet trolleri ve çevrimiçi öfke ile çok daha modern bir ortamda yaşanıyor. Hepimiz katil psikopatlar olmasak da, çevrimiçi ortamda sıkça öyle davranıyoruz. Anonimlik, normal kısıtlamalarımızı ortadan kaldırıyor, zekamızı askıya alıyor ve ilkel kısımlarımızın kontrolü ele geçirmesine izin veriyor. Kalabalık tarafından kışkırtılıyor, sonra düşmanlarımıza kötü davrandığımızda iyi hissediyoruz.

Havard Üniversitesi psikologu Amit Goldenberg'in ifadesiyle, “insan davranışına dair en eski içgörülerden biri, insanların bir araya geldiklerinde, ayrı bireyler olduklarından daha duygusal hale gelmeleridir.” Normalde, olumsuz duygular yaşayan bir birey bunları hafifletmeye motive olur. Öfkeli olmak istemeyiz, üzgün olmak istemeyiz. Bu duyguları düzenlemek için adımlar atarız. Bireyler olarak duygularımız zamanla yatışır. Gruplarda ise tam tersi olur. Olumsuz duygular daha uzun sürer ve daha yoğun hale gelir. Bunları düzenlemek için bir motivasyon yoktur – aslında, onları sürdürmek için bir motivasyon vardır, çünkü duyguları birlikte yaşamak ve ifade etmek, öfke bile olsa, iyi hissettirir.

Bu yüzden öfke, bulaşıcılık söz konusu olduğunda benzersizdir. Öfke, kızamık gibidir. Le Bon'un şüphelerinden çok sonra, araştırmacılar öfkenin ne kadar bulaşıcı olduğunu doğruladı: üzüntüden bile daha fazla. Ve ahlaki öfke daha da güçlüdür. Araştırmacılar buna “ahlaki bulaşma” adını verdiler.

Bu şekilde grup duygusunu paylaşmak bizi ödüllendirir. Grup içinde daha güçlü bir kimlik ve aidiyet duygusu, yetkilendirme hissi verir. Olumsuz duygular, bir grup ortamında – fiziksel bir grupta olmasak bile – olumlu bir deneyim haline gelir. Bunu çevrimiçi olarak, hiç tanışmadığımız insanlarla yaparız.

Öfkenin Evrimsel Rolü ve 'Angertainment' Tehlikesi

Bunun iyi evrimsel nedenleri vardır. Le Bon gibi erken dönem bilim insanları 'grup zihnini' mantığın önünde duran olumsuz bir faktör olarak görürken, günümüzde kolektif duyguların, toplumu mümkün kılan uyumu ve koordineli eylemi sağladığını kabul ediyoruz. Émile Durkheim bunu 'kolektif coşku' olarak adlandırmıştı – bireyleri bir araya getiren ve grup kimliğimizi pekiştiren yoğun, paylaşılan duygusal enerji.

2019 yılında Şili'de, ekonomik eşitsizliğe yönelik yaygın hoşnutsuzluk, aylarca süren devasa bir popülist hareketin sokaklara dökülmesine neden oldu. Araştırmacılar, bu protestolara katılan ve duygularını kolektif olarak işleyen kişilerin, deneyimi 'adalet', 'cesaret' ve 'onur' gibi olumlu terimlerle tanımlama olasılıklarının çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Bu bağlamda öfke, kolektif eylem için olumlu bir araçtı. Ahlaki öfke, dünyanın olması gerektiği gibi olmadığı durumları ele almak için hayati önem taşır.

Ancak, başkalarının bizi duygusal içeriklerle kışkırttığı ve tahrik ettiği 'angertainment' (öfke eğlencesi), bu olumlu evrimsel özellikleri ele geçirmiştir. Amacı bizi bir araya getirmek değil, ayırmaktır. Bu da 'angertainment'ı besler. Yalnızca başkalarından duyguları 'kapmakla' kalmayız, aynı zamanda grubumuz adına da duygular hissederiz.

Bu yazı, Ed Coper'ın Simon & Schuster yayınevinden çıkan 'Angertainment' adlı kitabından derlenmiş bir alıntıdır.

AI Digest • Yapay Zeka Özeti

15 Saniyede Tek Bakışta Ne Oldu?

Bu haber, bireylerin normalde kaçındığı öfke duygusunun kalabalıklar içinde nasıl bulaşıcı hale geldiğini Ed Coper'ın Londra'daki 2000 MayDay protesto deneyimi üzerinden inceliyor. Gustave Le Bon'un 1871 Paris Komünü gözlemleriyle kitle psikolojisini açıklarken, modern dijital çağdaki öfke yayılımına ve 'angertainment' kavramına kadar uzanan geniş bir perspektif sunuyor. Makale, öfkenin hem yıkıcı hem de kolektif eylem için itici bir güç olabileceğini bilimsel ve tarihsel örneklerle destekliyor.