Marilyn Monroe'nun Son Pozları: Efsanevi Yıldızın İmajını Kendi Elleriyle Şekillendirdiği Anlar
Marilyn Monroe'nun 1962'deki son fotoğraf çekiminin ardındaki sır perdesi aralanıyor. Kendi imajını titizlikle yöneten Monroe, pozlarıyla nasıl bir miras bıraktı?


Göz Kamaştıran Yıldızın Cesur Çekimi
Hollywood'un ikonik figürü Marilyn Monroe'nun 1962 yılında, hayatının son dönemlerinde gerçekleştirdiği ve efsanevi fotoğrafçı Lawrence Schiller tarafından ölümsüzleştirilen havuz başı çekimi, sadece cüretkar pozlarıyla değil, aynı zamanda yıldızın kendi imajını ne denli sıkı bir şekilde kontrol ettiğini ortaya koyan detaylarıyla hafızalara kazındı. Bu özel seri, Monroe'nun ölümünden sadece iki ay önce gerçekleşmiş ve o döneme dair çarpıcı ipuçları sunmuştu.
Schwab's Eczanesi'ndeki Kritik Makas Dokunuşu
1962 yapımı ‘Something’s Got to Give’ filminin setinde çekilen çıplak havuz fotoğraflarının ardından, Marilyn Monroe, Lawrence Schiller'ı siyah T-Bird'üne bindirerek Sunset Bulvarı üzerindeki ünlü Schwab's Eczanesi'ne götürdü. Schiller, tabedilmeye hazır negatiflerini yanında getirmişti. Monroe ise çantasından bir makas çıkardı ve o meşhur Hollywood buluşma noktasının ışıkları altında, beğenmediği renkli filmleri kesmeye başladı. Schiller, o anları “Ziiiiiip – beğenmediklerini,” diyerek ve sesi taklit ederek anlatıyor. “Ziiiiip.” O zaman 25 yaşında olan Schiller, yerdeki film parçalarını toplarken, “Ben de o kareleri yayınlamazdım zaten,” diye düşünmüş. Bugün 89 yaşında olan ve Monroe ile çalışmış hayattaki son fotoğrafçı olan Schiller, yıldızın bu hareketini takdirle anıyor: “Onun yok ettiği hiçbir fotoğrafı ben zaten yayınlamazdım.”
İmajının Mimarı Monroe
Monroe'nun negatifleri makasla imha etmesi gibi olaylar, ölümünden sonra altmış yıl boyunca süregelen “dağınık” sarışın bomba mitinin gölgesinde kalmış, kendini kontrol etmekte zorlanan ve başkaları tarafından sürekli şekillendirilen bir kadın imajını güçlendirmişti. Ancak Londra'daki National Portrait Gallery'de açılacak olan Monroe sergisinin küratörü Rosie Broadley, serginin kataloğunda bu algıya karşı çıkıyor: “Monroe sadece oynamakla kalmıyor, aynı zamanda yönetiyor ve beğenmediği herhangi bir görüntüyü veto etme hakkını da elinde tutuyordu.” Richard Avedon, Milton Greene ve Bert Stern gibi isimler kamerayı tutsa da, kameranın yönünü belirlemede Monroe'nun rolü çok büyüktü.
National Portrait Gallery'deki sergi, Monroe'nun bu ayki 100. doğum gününe denk gelecek şekilde planlandı ve onu pasif bir figürden ziyade, kendi imajının aktif bir mimarı olarak sunuyor. Monroe, kırılgan bir yapıya sahip olsa da, aynı zamanda oldukça azimli ve kararlı olabiliyordu. Broadley'e göre, yaşamsallığını o kadar zekice aktarıyordu ki, kameralar kapandığında yaşadığı gerçek mücadelelerle bu durum sıklıkla çelişiyordu.
Havuz Başında Mizah ve Derinlik
Schiller, 1962 Mayıs'ındaki havuz çekimi sırasında Monroe'nun suya atladığını ve yönetmen George Cukor'un talimatlarına aldırış etmeden ışığın daha iyi olduğu yere doğru yüzdüğünü hatırlıyor. Bir karede Monroe, bacağını sudan çıkarıp havuz kenarına bir nilüfer gibi dolarken görülüyor. Başka bir karede ise havlusunu sadece belinin alt kısmını gösterecek kadar düşürerek, adeta çalınmayı bekleyen bir çello edasıyla poz veriyor.
Çekimden önce Monroe'nun kendisine “Mayo ile havuza atlasam ama hiçbir şey giymeden çıksam ne olur?” diye sorduğunu hatırlıyor Schiller. O da, “Sen zaten ünlü bir kadınsın. Ama ben o fotoğrafları çekersem, sen de beni ünlü edeceksin,” diye yanıtlamış. Monroe ise muzipçe, “Bu kadar küstah olma Larry. Seni iki saniyede işten atarım,” demiş. Schiller gülerek ekliyor: “Onunla ilişkimiz böyleydi: Ben bir şaka yapabilirdim, o da bana daha dokunaklı ve sivri, birçok alt metin içeren bir şakayla karşılık verebilirdi. Ve Marilyn'in alt metnini anlamak zorundaydınız.”
Kişisel Mücadelelerin Gölgesindeki Sanat
Monroe'nun bir başka fotoğrafçısı Eve Arnold da bu alt metin konusuna değinmiş ve yıldızı kayıp benliğini arayan bir kadına benzetmişti; fotoğrafçı ise ona eksik olanı veriyor gibiydi. Schiller'in ay ışığında çıplak yüzen, hayatındaki çalkantılara rağmen neşe saçan fotoğraflarına bakınca bu gözlem ne kadar da anlamlı geliyor. Monroe o yaz düşüşe geçmişti: Arthur Miller'dan boşanmasının üzerinden bir yıl geçmiş, jinekolojik ve safra kesesi ameliyatları korkunç bir psikiyatri kliniği dönemiyle çakışmış, alkol ve reçeteli ilaç bağımlılığı giderek kötüleşmişti.
Elizabeth Taylor Rekabeti ve Medya Stratejisi
Schiller, “İşe geliyordu, ama geç geliyordu,” diye anlatıyor o günleri. “Ve stüdyo bunun kendilerine milyonlara mal olduğunu söylerken, bir yandan da ‘Kleopatra’ya milyonlar harcıyorlardı.” Bu durum, o dönemdeki başka bir Marilyn alt metnini ortaya koyuyor: Elizabeth Taylor, Richard Burton ile yaşadığı sansasyonel aşk ve bir yıl sonra Twentieth Century Fox'u neredeyse iflas ettiren 44 milyon dolarlık “felaket” filmleri. Schiller'e göre, “Onun aklındaki şuydu: Eğer bu çekimi belirli bir şekilde yaparsam, dünyanın her yerindeki dergilerin kapağında yer alacağım – ve Liz Taylor olmayacak.”
Rekabet bir yana, belki de havuzdaki bu çıplak pozlar, Arnold'ın fotoğrafın “ona kendini geri verme” olarak adlandırdığı şeyin bir parçasıydı. Sadece bir üstünlük kurma çabasından öte, 36 yaşındaki bir kadının geçmişini geri kazanma çabasıydı.
Kameranın Ardındaki Gerçek Marilyn

Monroe, havuz çekiminden sadece birkaç ay sonra, ölümünden önceki son röportajında, “Kendime bir meta olarak bakmıyorum ama eminim birçok insan öyle bakmıştır,” demişti. Bu sözler, 2015'te fotoğrafçı Douglas Kirkland ile yaptığım bir sohbeti akla getiriyor. Kirkland, 1961'de Monroe'yu yatakta çıplak fotoğrafladığı bir akşamı anlatırken, yıldızın film çekmek kadar durağan fotoğraf çekmekten de keyif aldığını düşündüğünü söylemişti. “Neden mi?” diye sormuştu. “Çünkü senaryoyu çekim esnasında yazabiliyordu. Olayları kendisi yönlendiriyordu. Ona ‘Şöyle dön, böyle dön, şunu yap, bunu yap,’ demedim. Kendisi yapıyordu. İşte o Marilyn'di.”
Yine bu durum, National Portrait Gallery'nin Monroe'nun stüdyo makinesinin dışında sahip olduğu “yaratıcı ajans” olarak adlandırdığı şeyi yankılıyor; yani ona hangi rolleri oynaması, nasıl görünmesi ve nerede durması gerektiğini söyleyen sisteme karşı kendi iradesini ortaya koyması. Schiller de bu bakış açısına katılıyor. “Bence hiçbir fotoğrafçı Marilyn'i olduğu gibi yakalayamadı çünkü yakaladıkları şey, Marilyn'in yakalanmasını istediği şeydi. Benimle suyun içinde sıçramak isteyen oydu. Cecil Beaton ile gecenin ortasında bir rüya olmak isteyen oydu. Kısacası: durağan kamerayı o kontrol ediyordu.”
Trajik Bir Sonun Habercisi
Ancak durağan kameranın dışında durum farklıydı. Haziran ayında, Schiller'in 36. doğum günü pastasıyla ışıldarken fotoğraflamasından sadece birkaç gün sonra, Monroe'nun depresif bir halde çok sayıda reçeteli ilaç tükettiği öğrenildi. Beş gün sonra, Twentieth Century Fox, Monroe'yu tekrarlayan devamsızlıkları nedeniyle işten çıkardı ve “sözleşmeyi ihlal” gerekçesiyle 750.000 dolar tazminat davası açtı. Denizde kaybolduktan sonra geri dönen bir kadını konu alan ‘Something’s Got to Give’ filmi hiçbir zaman tamamlanamadı.
Schiller ile sohbet ederken, Monroe'nun ölümüne bu kadar yakın geçirdiği zamanı abartmaktan kaçındığını hissediyorum. “Lensin önünde,” diyor, “o benim için yakalanacak biriydi.” Ancak yine de her zaman mesafeli, kırılgan ve daha ele geçirilmez bir yanı olduğunu da söylüyor. “O ormandaki bir geyik gibiydi. Biri onu vurmadan önce yakalamak isterdiniz. Var olmaktan çıkmadan önce onu canlı yakalamak isterdiniz.” Bu hissi son çekimlerinde de yaşamıştı. “Hayatına tekrar bir trajedi girmeden önce onu fotoğraflamak istediniz.”
Sonsuz Miras: Schiller'in Gözünden Marilyn
Monroe'nun 4 Ağustos 1962'de ölmesinden bir gün önce, Schiller Los Angeles'taki Brentwood semtindeki evini ziyaret etti. “Çiçeklerin arasında öylece duruyordu,” diye hatırlıyor ve bir Playboy kapağı hakkında konuştuklarını ekliyor. “Sonra sabah beşte bir arkadaşımdan Marilyn'in öldüğüne dair bir telefon aldım. Şaka sandım.” Ama değildi. “Sabah 7 civarında arabaya bindim ve geri gittim. O zamana kadar medya evi sarmıştı, yatak odasının camı kırılmıştı ve cesedini sedyeyle götürüyorlardı.”
Schiller, bunun trajik bir ölüm olduğunu ve buna tanıklık etme zorunluluğu hissettiğini söylüyor. “Fotoğrafçılık hayatımın dokusunun bir parçası,” diye düşünüyor. Ve öyle görünüyor ki bu kadın da öyleydi. Hala öyle. 2021 tarihli anı kitabı ‘Marilyn & Me’de şöyle yazmıştı: “Marilyn Monroe 1960'ta hayatıma girdi ve o hala yaşayan, nefes alan, olağanüstü bir varlık.” Onun büyüsü hala sönmedi.
Bu Habere İlişkin Son Gelişmeler
Marilyn Monroe'nun ikonik yaşamı ve mirası hakkında son dakika haberleri, sanat dünyasında sürekli yeni tartışmaları ve keşifleri beraberinde getiriyor. Güncel haberler, özellikle ölümünden sonra bile imajını nasıl şekillendirdiğine dair yeni bakış açıları sunmaya devam ediyor. Bu efsanevi yıldızın hayatına dair canlı haber akışını ve tüm gelişmeleri EnTazeHaber.com üzerinden anlık olarak takip edebilirsiniz.
İlgili Konular
🔹 Marilyn Monroe 🔹 Lawrence Schiller 🔹 Hollywood Efsaneleri 🔹 Sanat ve Fotoğrafçılık 🔹 Kadın ve İmaj Kontrolü 🔹 Kült Film Yıldızları 🔹 National Portrait Gallery Sergisi 🔹 1960'lar Kültürü
Kultur-sanat Haberleri
Kültür-sanat haberleri kategorimiz, sanatın ve kültürün her alanından en taze gelişmeleri, sergileri, etkinlikleri, sinema, müzik, edebiyat ve sahne sanatlarındaki son dakika haberlerini okuyucularımıza sunar. EnTazeHaber.com olarak, sanat dünyasının nabzını tutan güncel ve canlı haberlerle, okuyucularımızı kültür-sanatın zengin dünyasıyla buluşturmayı hedefliyoruz.
Sık Sorulan Sorular
Marilyn Monroe'nun son fotoğraf çekimini kim gerçekleştirdi?
Marilyn Monroe'nun 1962'deki son havuz başı çekimlerini ünlü fotoğrafçı Lawrence Schiller gerçekleştirmiştir. Schiller, o dönemde 25 yaşındaydı ve Monroe'nun imajını şekillendirme sürecine yakından tanıklık etti.
Monroe, çekilen fotoğrafları neden keserek yok etti?
Marilyn Monroe, kendi imajını titizlikle kontrol eden bir isimdi. Beğenmediği veya kendi vizyonuna uymayan fotoğrafları, yayınlanmaması için makasla keserek yok etmiştir. Bu durum, onun sanatsal kontrolünü ve güçlü karakterini gösterir.
National Portrait Gallery'deki sergi neyi vurguluyor?
Londra'daki National Portrait Gallery'de açılacak olan sergi, Marilyn Monroe'yu pasif bir figürden ziyade, kendi imajının aktif bir mimarı olarak sunuyor. Sergi, Monroe'nun pozlarını, kıyafetlerini ve hatta çekim açılarını dahi kendi iradesiyle belirlediğini gözler önüne seriyor.
Lawrence Schiller'in Monroe hakkındaki anıları ne zaman yayınlandı?
Lawrence Schiller'in Marilyn Monroe ile olan anılarını kaleme aldığı 'Marilyn & Me' adlı anı kitabı, 2021 yılında yayınlanmıştır. Kitapta, Monroe ile yaşadığı deneyimler ve yıldızın hayatındaki son dönemler detaylı bir şekilde anlatılmaktadır.