Dijital Dezenformasyonun Hedefi Hep 'Biz' miyiz Sanıyoruz? Yeni Araştırma Şaşırtıcı Algıları Ortaya Koydu!
Yeni bir bilimsel çalışma, insanların ana akım medyaya yönelik taraflılık algısının, çevrimiçi dezenformasyon konusunda da geçerli olduğunu gösteriyor. Detaylı bulgular EnTazeHaber.com'da.


Medya dünyasında sıkça karşılaşılan bir durum vardır: haber kaynaklarının kendi görüşlerinize veya temsil ettiğiniz gruba karşı önyargılı olduğunu düşünmek. Peki, bu algı, günümüzün en büyük sorunlarından biri olan çevrimiçi yanıltıcı bilgiler, yani dezenformasyon için de geçerli mi? Yakın zamanda yayımlanan bir araştırma, bu konuda çarpıcı sonuçlar sunuyor.
Medyanın Taraflılığına Dair Köklü Bir Algı: Düşmanca Medya Etkisi
Onlarca yıldır sürdürülen iletişim araştırmaları, insanların genellikle haber medyasının kendi gruplarına karşı bir tavır sergilediğine inandığını ortaya koyar. Bu duruma “Düşmanca Medya Etkisi” adı verilmektedir. Siyasi bağlılık ne kadar güçlüyse, bireylerin medyayı kendilerine karşı taraflı görme eğilimi de o kadar artar.
Bu fenomenin kökenlerini anlamak için, Vallone, Ross ve Lepper tarafından gerçekleştirilen klasik bir deneye bakmak gerekir. 1982 yılında yapılan bu çalışmada, 144 Stanford Üniversitesi öğrencisi, Orta Doğu'daki durumu ve bölgedeki güncel olaylara dair bilgilerini ölçmek üzere çeşitli soruları yanıtladı. Ardından, öğrencilere 1982'deki Sabra ve Şatilla Katliamları hakkında, ulusal akşam haber bültenlerinden (ABC, NBC, CBS) alınan altı farklı kesit izletildi. Bu katliamlarda, İsrail Savunma Kuvvetleri destekli bir milis gücü tarafından binlerce Arap sivili Beyrut çevresindeki mülteci kamplarında hayatını kaybetmişti.
Tüm öğrenciler aynı 36 dakikalık haber kesitlerini izlemesine rağmen, bulgular oldukça dikkat çekiciydi. İsrail yanlısı öğrenciler, haberlerin İsrail'e karşı taraflı olduğunu kuvvetle belirtirken, Arap yanlısı öğrenciler ise haberlerin Filistinlilere ve diğer Araplara karşı taraflı olduğunu düşündü. Her iki taraf da, haber programlarının yayın ekibinin kişisel görüşlerinin kendilerininkine zıt olduğu sonucuna varmıştı.
Araştırma, bilgi düzeyi yüksek kişilerde de ilginç bir ayrım tespit etti. Çatışma hakkında daha fazla bilgiye sahip olan, ancak siyasi görüşleri net olmayan denekler daha az taraflılık algılarken; bilgi düzeyi yüksek fakat partizan görüşlere sahip kişiler, haberlerde daha fazla taraflılık gördü. Başka bir deyişle, partizanlar için bilgi arttıkça taraflılık algısı da artarken, tarafsızlar için bilgi arttıkça taraflılık algısı azalıyordu.
Dezenformasyon Evreninde Aynı Algı: Yeni Araştırmanın Kapsamı
Bu “Düşmanca Medya Etkisi”nin, çevrimiçi dezenformasyon ortamında da geçerli olup olmadığı, Political Communication dergisinde yayımlanan yeni bir makalenin ana konusuydu. “Düşmanca Dezenformasyon Etkisi: İdeolojik Uygunluğun Dezenformasyon Hedeflerinin Değerlendirilmesini Nasıl Yönlendirdiği” başlıklı bu çalışmanın yazarları arasında Patrick van Erkel, Michael Hameleers, Aqsa Farooq, Katjana Gattermann, Marina Tulin, Elske van den Hoogen ve Claes de Vreese yer alıyor. Yazarların çoğu Amsterdam Üniversitesi İletişim Araştırmaları Okulu'na bağlı.
Araştırmacılar, demokratik toplumlar için önemli bir tehdit oluşturan dezenformasyonun vatandaşlar tarafından nasıl algılandığını anlamayı hedefledi. Özellikle, vatandaşların kendi siyasi gruplarının dezenformasyon tarafından karşıt gruplara göre daha fazla hedef alındığına inanıp inanmadıklarını incelediler. Çalışma, motivasyonel akıl yürütme ve sosyal kimlik teorisi temellerine dayanıyordu.

2024 Avrupa Parlamentosu Seçimleri Verileriyle Çarpıcı Bulgular
Van Erkel ve ekibi, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimleri sırasında Almanya, Hollanda ve Polonya'da 4.045 kişiyle bir panel çalışması gerçekleştirdi. Katılımcılardan, destekledikleri siyasi partiyi ve kesinlikle oy vermeyecekleri partiyi belirtmeleri istendi. Bu, Amerikan sistemine kıyasla daha az ikili bir veri seti sağlamıştı.
Daha sonra, deneklere seçimler etrafındaki çevrimiçi dezenformasyon hakkında sorular yöneltildi. Katılımcıların kendilerinin gördüğü belirli yanıltıcı haberler yerine, o dönemdeki genel dezenformasyon ortamına dair izlenimleri soruldu. Hem tercih ettikleri hem de en az sevdikleri partinin dezenformasyon tarafından ne ölçüde “özellikle hedef alındığına” dair 1'den 7'ye kadar bir ölçekte değerlendirme yapmaları istendi.
Araştırma sonuçları, “Düşmanca Dezenformasyon Etkisi” için güçlü kanıtlar ortaya koydu. Katılımcıların %49,6'sı kendi tercih ettikleri partinin dezenformasyon tarafından en azından bir miktar “özellikle hedef alındığını” düşünürken, bu oranın sadece %21,5'i hedeflenmediğini belirtti. En az sevilen parti söz konusu olduğunda ise oranlar tersine döndü: %27,3'ü bu partinin hedef alındığını düşünürken, %43,8'i hedef alınmadığı görüşündeydi. Bu etki, üç ülke genelinde de benzerdi, ancak Hollanda'da seçimlerden sonra daha az güçlü olduğu gözlemlendi.
Sağ Kanadın Algısında Daha Güçlü Bir Etki
Araştırmanın diğer önemli bulguları arasında, siyasi ilgi düzeyi yüksek olanların, parti kimliğine daha bağlı olanların ve ideolojik olarak daha aşırı görüşlere sahip olanların kendi partilerini dezenformasyonun hedefi olarak görmeye daha yatkın olmaları yer aldı. Ayrıca, siyasi sağ ve sol arasındaki algıda belirgin bir fark tespit edildi. Sağ kanattaki vatandaşlarda “Düşmanca Dezenformasyon Etkisi”nin, sol kanattakilere kıyasla 7 puanlık ölçekte 1.3 puan daha güçlü olduğu belirlendi. Etki siyasi yelpazenin tamamında mevcut olsa da, sağa doğru kaydıkça daha belirgin hale geliyordu.
Seçim sonuçlarının algılar üzerindeki etkisi de incelendi. Partilerinin seçimleri kazanıp kazanmamasının algılanan dezenformasyon hedeflemesi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunamadı. Ancak şaşırtıcı bir şekilde, partisi seçimleri kazanan kişilerin, kaybedenlere kıyasla kendi partilerinin daha fazla hedef alındığını düşündüğü gözlemlendi.
Motivasyonel Akıl Yürütme ve Sosyal Kimlik Teorisi
Bu bulgular, motivasyonel akıl yürütme ve sosyal kimlik teorisine dayanıyor. Araştırma, seçmenlerin kendi siyasi partilerini, karşıt partilere göre dezenformasyon kampanyalarının kurbanı olarak görmeye daha eğilimli olduğunu ortaya koyuyor. Geleneksel medya kapsamındaki taraflılık algısının, dezenformasyon kampanyalarındaki taraflılık algısına da uzanması, özellikle bol miktarda yanıltıcı bilginin bulunduğu ve kutuplaşmış bir siyasi ortamda büyük önem taşıyor. Bu durum, insanların bilgiyi kendi ön yargıları doğrultusunda işleme eğiliminde olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.